29 Mart 2009 Pazar

dünyanın en tuhaf mahluku

Bir seçim günü, oy kullanmak için sırada beklerken arkamdakilerin önümdekilerin konuşmalarına kulak misafiri oluyorum. Burada yaşamaya devam etsen, seçimleriyle seni yönetenleri belirleyen kitle ortada işte. Sağımda, solumda kuş beyinleriyle şahane yorumlar yapıyorlar.. Yurt dışına gideyim, kaçayım buralardan desen gönül razı olmuyor.. Her seçimde aynı sinir harbini yaşayıp evime dönüyorum. Hep bu şiir geliyor aklıma, bir tek benimkine gelmiyor herhalde az önce Altan Erkekli bir programda okuyordu.

akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.

midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.

ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.

koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürüye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.
dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,

hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.

ve bu dünyada, bu zulüm
senin sayende.

ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeye de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

Nazım Hikmet

özledim..



seni gördüm göreli
şaşırdım
dolaşırım bir başıma
seni bildim bileli
kaçırdım
şu aklı başımdan


elleri ellerime
gözleri gözlerime
saçları saçlarıma
karışan bir sen olsan

28 Mart 2009 Cumartesi

bir gün kendini de unutacaksın evladım!

gençliğim yollarda geçti valla.. eskişehir'den ankara'ya geldim dün otobüsle. 3 saat sürüyor yolculuk. istanbul- ankara'nın yarısı yani neredeyse. çok kolay geçti o yüzden, bilgisayarın pili bitene kadar lost ve how i met your mother izledim birer bölüm. sonra da uyudum, uyandım gelmiştik zaten.

otobüsten indim kol çantamı, bilgisayarımı aldım. ben indim diye kardeşimi aradım, elimi kolumu sallaya sallaya üst kata çıktııııım. kocaman valizleri sürüklemeye çalışan insanları gördüm, "yazık yaa, iyi ki ben çantasız geldim" dedim içimden. sonra bir hafiflik hissettim.. lan çantam nerde? otobüste mi unuttum? valla unuttum! hemen koşarak aşağı indim, otobüs hala yerindeydi neyse ki.. "yazıhaneye yolladık çantayı" dedi muavin. yazıhane de ne güzel kelime di mi :) gittim yazıhaneye, bir üstteki yazıhaneye götürmüşler, neyse getirdiler sağolsunlar.

sırıta sırıta çıktım üst kata. unutkanlık konusunda güzel hikayelerim var ama bunu ilk defa başardım. insan çantasını bagajdan almayı unutur mu ya? böyle şambalak olunur mu?

11 Mart 2009 Çarşamba

Sıkıldım..




6 saattir toplantıdayım, o kadar sıkıldım ki artık tamamen konudan koptum.. Müdürüm yanımda oturuyor, ben burada blog yazıyorum.


Hastayım, boğazım ağrıyor, burnum akıyor.. Şevkat gösterin bana..

8 Mart 2009 Pazar

Eksik..

Vizontele Tuuba'da ölen oğlunun mezarının başında Siti ana ile oğlunun nişanlısı Asiye'nin bir konuşması var.

- Nasılsın kızım?
- Eksik

Eğlenirken, gezerken, gülerken, ağlarken, üzülürken, film izlerken, müzik dinlerken, bir şeyler okurken, yemek yerken, yemek yiyemezken hep böyle işte, hep eksik..



3 Mart 2009 Salı

fotoğraf altı yazıcısı


- sen anlat hacı, ben dinliyorum (hatunları kesiyor aslında, hiç dinlemiyor ne anlattığını)

ben bugün geçiştirme gördüm olsun bu fotoğrafın adı :)) ( a tribute to vkamber)

1 Mart 2009 Pazar

Tencerenin yeşil kulpu ve anne olmak!

Yine hafta sonu için Ankara'daydım, yine kavga ettik dönüyorum. Kavga ettik diyorum ama tek taraflı genelde, o ne derse desin ben cevap vermem. Bunu başarabiliyorum en azından. Başka birisi bana onun dediği şeylerin yarısını söylese neler söylerim düşünemiyorum bile. Ama anne işte, cevap verilmez diyorum susuyorum.

"Anne olunca anlarsın" diyor ısrarla, istemiyorum. Bu kadar büyük bir sevgi beslemek istemiyorum kimseye, karşılıksız gibi görünse de aslında büyük bir karşılık bekleniyor. Onun istediği gibi davranacaksın. Vermen gereken karşılık bu. Farklı bir kişiliğin varsa, onun ilgilendiği şeylerle ilgilenmiyorsan boku yedin. Kafasında bir evlat çizmiş, onun gibi olmalısın.

Uzun zamandır gündemde tencere seti var. Şimdi bunu okurken gülen varsa bak onun da ağzına sıçarım baştan söyliyim. Kadın taktı tencere seti alacak bana, çeyiz. Zaten alıyor kafasına göre bi şeyler, alsın hevesleniyor. Zevklerimiz de benzer, aldıklarını beğenirim. Oyalanıyor, beni düşünüyor diye hoşuma gidiyor. Söz, nişan falan hiç bi şey yok ortada ama kadının en büyük arzusu bu son dönemde. Babam da dahil buna. Yalnız yaşıyorum, İstanbul'dayım ya, biri beni sahiplenecek onlar da mutlu olacaklar. Bu ilkel düşüncelerine de sinir oluyorum aslında ama neyse tencere diyordum. Karaca, Hisar, Jumbo, Korkmaz tencere pazarındaki başlıca markalar, baya öğrendim sektörü. Teflon tenceremiz varmış, çelik tencere lazımmış. Teflon tenceremiz ne zaman oldu? Ben hiç görmedim, bunları evde nereye saklıyorsun ey kadın? Mahzenimiz falan mı var bizim bilemiyorum ki.

Benim tencereden tek bir beklentim var, kulpları plastik olsun. Çünkü tutarken elim yanıyor. Bu yani isteğim, tencere konusunda beni heyecanlandıran başka bi şey yok yemin ederim. Ama annem öyle değil, tencereyle evleniyoruz sanki,damat seçimi kadar önemli. Bütün modelleri ezberlemiş, bi tane beğenmiş. Gördüm güzel, kulpları yeşil. İyi o da olur, tamam alalım. Çok yeşilmiş! Katalogda böyle değilmiş. Başka bakıyoruz, birkaç mağaza geziyoruz, canım bakmak istemiyor memnuniyetsizliğim yüzümden okunuyor, yorgunum, karnım aç, tencere tava olayına kılım, evlenmiyorum etmiyorum bi acelemiz yok, bayılıcam yani. Mızmızlanmıyorum ama yine de nereye derse gidiyorum, bakıyorum. O da istiyor ki ben evleneceğim adamı görmüşüm gibi heyecanlanayım tencereleri görünce.

Olay bu sabah kahvaltısından kalkarken patlak verdi, tencereye geldi bağlandı. Bilgisayara cep telefonuna kıl oluyor bizim anne babalarımız, o kuşaktaki herkesten duyuyorum. Sonradan hayatımıza girdi diye alışamadılar mı, onlara yeterince zaman ayırmıyoruz diye bu aletleri kıskanıyorlar mı, bu kadar bağımlı olmamızı anlamıyorlar mı bilemiyorum. Kahvaltım bittiyse odama gidip bilgisayarımın telefonumun başına geçebilirmişim.

Onlara hiç zaman ayırmıyormuşum, ne zaman Ankara'ya gitsem yorgun oluyormuşum, kadın heveslenmiş tencere alalım demiş ben hiç ilgilenmemişim (nalet tencereye geldi konu yine), istanbul'da hep geziyormuşum, Ankara'ya ne zaman gelsem yorgun oluyormuşum.....

Bu konuşmalar galiba bi tek bizim evde yapılmıyor ama ben bazen gerçekten kaldıramıyorum. Gittim zıbardım yattım odada otobüs saatine kadar. Çıktım geldim şimdi de yoldayım. (evet ufaklıkla ilk yolculuğumuz, kamil koç turizm ve wireless bağlantısı iyi yolculuklar diler.) Boncuklu beyaz bir hırka örmüştü bana kaç haftadır bitsin diye bekliyordum, onu da almadım. Gidiyorum da demedim, babamı öptüm çıktım. Şiştim ama yani ben de!