1 Mart 2009 Pazar

Tencerenin yeşil kulpu ve anne olmak!

Yine hafta sonu için Ankara'daydım, yine kavga ettik dönüyorum. Kavga ettik diyorum ama tek taraflı genelde, o ne derse desin ben cevap vermem. Bunu başarabiliyorum en azından. Başka birisi bana onun dediği şeylerin yarısını söylese neler söylerim düşünemiyorum bile. Ama anne işte, cevap verilmez diyorum susuyorum.

"Anne olunca anlarsın" diyor ısrarla, istemiyorum. Bu kadar büyük bir sevgi beslemek istemiyorum kimseye, karşılıksız gibi görünse de aslında büyük bir karşılık bekleniyor. Onun istediği gibi davranacaksın. Vermen gereken karşılık bu. Farklı bir kişiliğin varsa, onun ilgilendiği şeylerle ilgilenmiyorsan boku yedin. Kafasında bir evlat çizmiş, onun gibi olmalısın.

Uzun zamandır gündemde tencere seti var. Şimdi bunu okurken gülen varsa bak onun da ağzına sıçarım baştan söyliyim. Kadın taktı tencere seti alacak bana, çeyiz. Zaten alıyor kafasına göre bi şeyler, alsın hevesleniyor. Zevklerimiz de benzer, aldıklarını beğenirim. Oyalanıyor, beni düşünüyor diye hoşuma gidiyor. Söz, nişan falan hiç bi şey yok ortada ama kadının en büyük arzusu bu son dönemde. Babam da dahil buna. Yalnız yaşıyorum, İstanbul'dayım ya, biri beni sahiplenecek onlar da mutlu olacaklar. Bu ilkel düşüncelerine de sinir oluyorum aslında ama neyse tencere diyordum. Karaca, Hisar, Jumbo, Korkmaz tencere pazarındaki başlıca markalar, baya öğrendim sektörü. Teflon tenceremiz varmış, çelik tencere lazımmış. Teflon tenceremiz ne zaman oldu? Ben hiç görmedim, bunları evde nereye saklıyorsun ey kadın? Mahzenimiz falan mı var bizim bilemiyorum ki.

Benim tencereden tek bir beklentim var, kulpları plastik olsun. Çünkü tutarken elim yanıyor. Bu yani isteğim, tencere konusunda beni heyecanlandıran başka bi şey yok yemin ederim. Ama annem öyle değil, tencereyle evleniyoruz sanki,damat seçimi kadar önemli. Bütün modelleri ezberlemiş, bi tane beğenmiş. Gördüm güzel, kulpları yeşil. İyi o da olur, tamam alalım. Çok yeşilmiş! Katalogda böyle değilmiş. Başka bakıyoruz, birkaç mağaza geziyoruz, canım bakmak istemiyor memnuniyetsizliğim yüzümden okunuyor, yorgunum, karnım aç, tencere tava olayına kılım, evlenmiyorum etmiyorum bi acelemiz yok, bayılıcam yani. Mızmızlanmıyorum ama yine de nereye derse gidiyorum, bakıyorum. O da istiyor ki ben evleneceğim adamı görmüşüm gibi heyecanlanayım tencereleri görünce.

Olay bu sabah kahvaltısından kalkarken patlak verdi, tencereye geldi bağlandı. Bilgisayara cep telefonuna kıl oluyor bizim anne babalarımız, o kuşaktaki herkesten duyuyorum. Sonradan hayatımıza girdi diye alışamadılar mı, onlara yeterince zaman ayırmıyoruz diye bu aletleri kıskanıyorlar mı, bu kadar bağımlı olmamızı anlamıyorlar mı bilemiyorum. Kahvaltım bittiyse odama gidip bilgisayarımın telefonumun başına geçebilirmişim.

Onlara hiç zaman ayırmıyormuşum, ne zaman Ankara'ya gitsem yorgun oluyormuşum, kadın heveslenmiş tencere alalım demiş ben hiç ilgilenmemişim (nalet tencereye geldi konu yine), istanbul'da hep geziyormuşum, Ankara'ya ne zaman gelsem yorgun oluyormuşum.....

Bu konuşmalar galiba bi tek bizim evde yapılmıyor ama ben bazen gerçekten kaldıramıyorum. Gittim zıbardım yattım odada otobüs saatine kadar. Çıktım geldim şimdi de yoldayım. (evet ufaklıkla ilk yolculuğumuz, kamil koç turizm ve wireless bağlantısı iyi yolculuklar diler.) Boncuklu beyaz bir hırka örmüştü bana kaç haftadır bitsin diye bekliyordum, onu da almadım. Gidiyorum da demedim, babamı öptüm çıktım. Şiştim ama yani ben de!

4 yorum:

How i miss my name... dedi ki...

öldüm gülmekten :)) kızım cok komik ya. tencere resmen sembol olmuş :)
hep böyle bu anne babalar papagan gibiler benim de babam nah böyle taktı mı takar bi konuya aynennn

vkamber dedi ki...

Bu konuyla ilgili ne söyleyeceğimi biliyordun belki o yüzden konuşmak istemedin benimle...
Annenin senden istekleri, babanın istekleri, kardeşinin istekleri, sevgilinin arkadaşlarının istekleri, müdürünün istekleri, devletin istekleri.. hayatta temas ettiğin herkesin ve herşeyin istekleri. Bitmeyecek ki... Hep yaptığımız hata şu, eleştirmiyorum seni öyle anlama, 'güleryüz göstermesem de olur' dediğin insanların listesini yapsan Earl'ün listesini geçer. Ama bir de sürekli güleryüz göstermek zorunda olduğumuz kişiler var en azından buna mecbur hissetmek gerek sanırım. Aile bunun ilk sırasında. Böyle sıradan ve herkesin yaşadığı bir olayın senin sinirlerini yıpratması benim hoşuma gitmiyor tek üzüldüğüm bu. Her yere yetişir enerji bulursun sen. Kızma da, küsme de. Gönlü kalmasın hayat kısa işte biliyorsun...
Yüzün gülünce daha güzel hayat. Ben de öyle seviyorum.

Asıl "ben" de şunu söylüyor: Moralini bozma yüzüne öksürürüm... :) Görüşürüz...

os dedi ki...

"tencere tava herkes bir hava" özdeyişiyle giriyor, sensiz istanbul'a düşmanım diyerek konuyu duygusal bir hüzünle kapatıyorum.

ayıp badim yaa bir şey demeden sarılsaydın bari gitmeden :/

bizimki de tutturmuş, çocuğu kreşe vermeyin, bakıcı tutmayın ben bakarım diyor..

anla yani kafaları nasıl olmuş :)
anne olunca kayış kopuyo heralde

umutperisi dedi ki...

Benim de bilgisayarım bozuk 3-4 haftadır, annem nasıl mutlu anlatamam. Onlar televizyon seyrediyor yine, ben de internete ayırdığım vakti de kitaplarıma verdim, diğer odada kitap okuyorum. Yine görüşmüyoruz yani, yine yemekten kalktıktan sonra varlığım yokluğum bir; ama kadın internetim yok diye mutlu.
Çok garipler ve bazen oldukça sinir bozucular, haklısın...