31 Mart 2009 Salı

Ankaralı


" dört duvar nasıl "ev" olur? biraz taş ve asfalt nasıl "ev’e giden yol" olur? evler ve yollar birleşip bir "şehir" nasıl olur?

duvarları ev yapan, yuva yapan, o evleri de bir şehir yapan; insandır. o şehirde yaşayan değil, o şehri yaşayan insandır. kuğulu park’ta çöpleri toplayan park bekçisinin dökülen yapraklara ilişmediğini görmüş insandır mesela; ankaralıdır, ankara’yı ankara yapan.

ankara garı'nın hemen yanındaki küçük taş evi, renda köşkü’nün kokusunu, abidinpaşa köşkü’nün terkedilmişliğini bilirim ben. yaşım o kadar büyük büyük değil ama "piknik" kelimesinin benim için ve benim gibiler için anlamı farklıdır hala. güvenpark’ın daha yeşil olduğu yıllarda orada yürümüşler, bayramda babannesine giderken otobüs özel yolunda ilerleyen kırmızı otobüsün camına yüzünü yaslayıp anne kucağında ağlayanlar, tabelalarda daha "atatürk o.ç." yazmazken atatürk orman çiftliği dondurması yiyenler, sümerbank’tan giyinmiş o memur çocukları anlar beni.

sakarya’daki bütün izbe barları da, arjantin'de hangi mekana gidilmesi gerektiğini de söylerim; çinçin’de hangi kahvede geceleri esrar satıldığını da. samanpazarı’na, kaleye, atpazarına, çıkrıkçılara giden yollardır avucumun içi. siz yıllardır, avucumun içini kazıdınız, kanattınız o köprülerle, tünellerle.

çocukken, daha "belediyeci müteahitler" gül bahçeleri ile süslenmiş subayevleri'ne dadanmamışken top oynadım ben keçiörene bakan uçurum kenarlarında, dönen topları yenimahalle’de güzelevler’de, çarşı’da, ragıp tüzün’de tamamladım. sonra büyüdüm, her mitingde önce dayak sonra simit yedim. kuğulu’ya tecavüz ederlerken greyderlerin önündeydim. modern çarşı'yı yanarken gördüm, karanfil sokak'ta bomba patladı 20 metre ötemde. içim dağıldı her seferinde ve her parçamı ayrı bir rant için ayırdınız.

parasızdım, sefildim, kıt kanaat büyüyen 657 bebesiydim. hala da bin beterim, ama seğmenler parkı'nda yürümeden sonbahar geldi diyemez içim. ata'yı selamlayan seğmenleri anmadan ankara soğuğunu içime çekmem. çünkü ben hep böyle dedim; "burası benim evim". ama siz, seğmenler'den çalıp turgutlara, namıklara teslim ettiniz ankara'yı.

peki, beni* anlamayanlar tarafından kaç defa daha kemirilecek içim? kaç defa daha sandığı lekelediğiniz o ellerinizle kurban edeceksiniz yıllardır yavaş yavaş tükettiğiniz bu şehri? kaç defa daha kalenin eteklerinde eteklerini kaldırmış bekleyen o evler** gibi davranılacak şehrime? neyse ya, boşverin, zaten anlayamazsınız siz beni. içim acıyor;
bitti.
bir evim yok artık benim."

Ekşi Sözlük - realsanto

2 yorum:

Merope dedi ki...

mükemmel bir yazı..tebrikler tüylerim diken diken oldu okurken, gözlerim doldu

unusual dedi ki...

ben de çok beğendim, realsanto gerçekten çok seviyor ankara'yı. onun ankara ile ilgili yazılarını okuyunca memleketimi özlüyorum.