10 Ekim 2009 Cumartesi

Canım İzmir

Nereye yerleşeceğimi şaşırmış durumdayım. Bu konuda benim kadar kafası karışık olan var mı?

Yazlığa gidiyorum tamam diyorum burada oturayım ben biber domates satarım yaşar giderim. İstanbul'da bi deniz kenarına gidiyorum. Yok yaaeeee burayı bırakıp bi yere gidilir mi diyorum. Ankara'ya gidince anam babam burada, akraba eş dost herkes burada, buraya geri dönmek lazım diyorum.
Eskişehir'e gidiyorum. Burası benim memleketim ya, ben burada büyüdüm. Burada yaşamam lazım diyorum.
İzmir'e gittim, aşık oldum. Tamam dedim son kararım burası, geleyim oturayım ben burada :)
İleride nereye kök salıcam, bunları okuyunca ne düşünücem bakalım :)

Neyse İzmir'e gittim ya iş için, yani ben öyle görmek istediğim için mi bilmiyorum ama bi huzur doldum gidince. Sanki sokaklar kavun kokuyormuş gibi geldi bana hep, mis gibi.

Sabah indim İzmir'e, önce otele gittim eşyaları attım. İnciraltı'na ne güzel yer öyle ya, şehir merkezinde tatil beldesi gibi. Otel denize nazır zaten. Sonra işe gittim, çıktım çok sevgili Merope ile buluştuk. Kendisi bu buluşmayı şahane bi şekilde yazmış. İşte burada. Üstadın üstüne ekleyeceğim bi şey yok :) Reyhan pastanesi, kordon, buzlu badem, susayan kediye su veren merhametli koca, tatlı kız kardeş, çılgın merope diyorum size başka da bi şey demiyorum. Çocuk isimlerinden konuşurken büyük bi ciddiyetle Pipita koyucam çocuğumun ismini diyebiliyor kendisi, seviyorum.

İkinci İzmir sabahında biraz erken kalktım. Otelin oralarda yürüyüş yaptım. Denizde midye görmeyeli ne kadar uzun zaman olmuş. Kıyılardaki kayalıklar hep midye.



Palmiyeler olmadan İzmir olmaz di mi?

Yol boyu bana eşlik eden sayın kedinin de fotoğrafını çektim



Akşamında Urla'daydım. Normalde dışarıda oturulmazmış o kadar esermiş ki kaldığım evin bahçesinde bir ot bile yok düşünün. Çiçek falan olmuyormuş rüzgardan kuruyormuş hepsi. O akşam hava çok güzeldi, deniz kenarında güzel bir yerde balık yedik. İsmi Art's Paradise olabilir.



Cumartesi sabahı da bir saatlik bir yürüyüşten sonra, Urla merkeze ve Çeşmealtı'na gittik. Burası Çeşmealtı.




Buradan dönerken pazar gördük. Eve bi şeyler lazımmış, pazara girdik. En mutlu olduğum andı herhalde. Pazarlara bayılırım zaten. Evin orada bulamadım bi tane. Ege'ye ait ne varsa pazarda vardı. Daha önce hiç görmediğim otlar, mısır (darı diyorlar) bamya, bol sebze meyve. Ve kabak çiçeği :) Dolma yapılıyor ya hani, hiç yememiştim ve çok merak ediyordum. Pazar'da dolaştık bi şeyler aldık yemek yemeye gittik. Kabak çiçeği dolmasının dolma halini gördüm ve yedim :) Ev yemekleri yapan meşhur bi yer burası. İsmi çok komik Beğendik Abi. İşte bu kabak çiçeği dolması
ulan blog ben daha akıllıyım madem boşluk vermiyorsun fotodan önce ben de buraya beyazla yazı yazarım
Sofraya bakın. Çoğunun adını hatırlamıyorum ama Enginar müthişti, ben meğer enginar yememişim önceden. Yediklerim hep taş gibiydi ben de enginar öyle sert tatsız tuzsuz bi şey sanıyordum. Değilmiş.
aha buraya da yazarım, beyaza boyarım

Bir daha ne zaman giderim bilinmez, bir hafta sonu sadece gezmek için gidicem inşallah. Gitmişken yer beğeneyim kendime :)

4 yorum:

Merope dedi ki...

evet evet izmirin enginarı!!!
henuz dogmamıs ve dogması çok da olası olmayan pipitanın teyzesi naber uleeen

yagmur dedi ki...

oha hepsini yemek istiyorum ya ben resmen açım yaaa yani eşşek gibi yesem de bunlara açım kardeşim off açım!

unusual dedi ki...

@merope: doğmasın ya hayallerde kalsın bence de :) çocuklar hayallerde daha güzel :))))

@yagmur: sen gel de gidelim bi hafta sonu :)

os dedi ki...

geçerken el sallasaydın bari :(