23 Temmuz 2009 Perşembe

Host ve Hosteslik (Otobüs)

Böyle bir MYO bölümü varmış. Cv'lerin birinde gördüm gerçekten çok şaşırdım. Bölümle ilgili açıklamalar da şahane :) host ve hosteslik(otobüs)

Gülücem gülemiyorum. bu da bir meslek nihayetinde ama 2 yıl boyunca ne öğretiyorlar ki? Özel olarak otobüs için kurulmuş bir bölüm bir de. Sınavlarda ne soruyorlar mesela? Çok fena geyik döner bunun üstüne ama yapmayalım, çok ayıp.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Kıskandım!

İnsan Ferhat Göçer'i kıskanır mı ya? Yemin ederim adamı kıskandım şu anda, ne kadar güzel bir orkestrayla söylüyor adam. Arkasında kaç tane yaylı, kaç tane nefesli var. Hasetimden orta yerimden ayrılacağım. Allahım ne olur, bir gün ben de arkamda böyle biir sürü türk müziği enstrumanıyla bir şarkıcık söyleyebileyim.

19 Temmuz 2009 Pazar

Çantamda neler var?


Merope yazmış, ben de cevap veriyorum. İşte çantamdaki kıvır zıvırlar :

Hello kitty'li cüzdanım, pembe kabın içinde güneş gözlüğüm, dudak parlatıcısı, selpak, ıslak mendil, usb, krem (biraz büyük ama bu ara favorim bu, çünkü simli :) ) diş fırçası, diş macunu, lens kabı, lens solüsyonu, parfüm (body shop white musk), key performance indicators kitabı (nasıl da çalışıyormuşum gibi bir izlenim verdim di mi), mp3player, işyeri kimlik kartı, şeker (rocco), sakız (first), ve son olarak yeni favorim ayakkabı içine yapıştırılan silikonlar, benim gibi ayakkabılarıyla sorunu olanlara tavsiye ediyorum. watsons'da satılıyor. ayakkabının ayağı vuran, kesen yerlerine yapıştırıyorsunuz. Miss :)
Çocuk çantası gibi pembe renk hakim görüldüğü gibi, sinir oluyorum kendime bazen :)

Çocukluk fotoğrafları


Bu benim bir yaşındaki fotoğrafım. Kitaplarımı kitaplığa yerleştirmek için kolilerimi açınca arasından eski fotoğraflarım çıktı.. Çok mutlu oldum. Bu fotoğrafı çok seviyorum, kumdan ayaklarım yanmış. suratım o yüzden ekşiymiş :)


Bu serseri de kardeşim. Babamın kasketlerini çok severdi, onları kafasına takıp evde gezerdi. Bi de sürekli olarak masaya çıkardık biz, nedenini bilemiyorum :) Salondaki ve oturma odasındaki masalar en sevdiğimiz oyuncaklardı :)

Benim fotoğrafım çekileli tam 25 yıl olmuş. Evdekilerle aramız çok bozuk bu aralar, 25 yıl önce benimle ilgili neler hayal ediyorlardı acaba?

Kaş-2.bölüm

Çarşambadan devam ediyorum.. Yazdıkça tekrar fark ediyorum ne kadar çok gezmişiz. Çarşamba günü de kahvaltıdan sonra yola çıktık, kahvaltı fotoğrafını göstermek istiyorum ama size.. Denize karşı ne güzel di mi?


Otelden çok memnun kalmadık, oda ve banyo çok küçüktü. Otelde asansör olması çok önemliymiş, bu tatilde bunu anladık :) Başka biri gittiği otelle ilgili bunları yazsaydı, aman bi boku beğenmiyo derdim. Duşakabin'e resmen sıkışıyorsun, banyoya girip tuvalate oturduktan sonra kapıyı kapatabiliyorsun, o kadar fenaydı yani :) Aqua princess otelin ismi, ama büyük ihtimalle bütün oteller böyleydi fiyat aralıkları aynıydı çünkü.

Neyse, Patara'ya gittik. Israrla müze kart almadığımız için üzüldük ama hala almıyoruz :) Tarihi eserlerin arasından geçen bir yolla kumsala ulaşılıyor. Göz alabildiğine kum her yer, upuzun bir kumsal. Ama deniz felaket bulanık, her yerde yosun var ve dalgalı.


Kekolar burada da plajın işletmeciliğini yapıyorlar. Plaj sektörü kekoların elinde her yerde. Tatilde o kadar yere gittik tek kumsal burasıydı. Çocuk gibi kumlarda oynadık her yerimize kum kaçtı :) Kale yaptık, baraj yaptık, antik tiyatro yaptık kumlardan.

Buradan Ölüdeniz'e gittik. Ben unutmuşum tatil yerlerindeki kalabalıkları, anam kaynıyor her yer. Ölüdeniz çok güzelmiş, gerçekten çok beğendim. Deniz şahane, etrafı çok güzel, tepede yamaç paraşütü yapanlar var. Plaj işletmecisi kekolarımız burada da bizimle. Burada maalesef paylaşabileceğim fotoğraflar çekmemişiz. Fethiye'ye de gittik, o kadar büyük bir yerleşim merkezi beklemiyordum, şaşırdım. Burada ve başka küçük beldelerde gördüğümüz Türk Hava Kurumu irtibat bürosunun fotoğrafını çektik. Burada ne iş yapıldığını bilemiyoruz :)





Perşembe günü denizde zaman geçirdik. Kaşım restorant diye bi yere gittik, çok beğenilmedi. Bence gitmeyin :)

Cuma tekne turuna gittik. Tur satıcıları da emlakçılar gibi, ne dese yalan çıkıyor. Tur şirketinde teknenin altı camlı demişti bize turu satan zıpır Fahri :) (Hepsinin öyle olduğuna eminim, mesleğin temel şarı bu herhalde. Ama çok ilgili ve sıcak insanlar. Tur rehberimiz de çok iyiydi. Giderseniz bir sürü tur şirketi içinden onları seçebilirsiniz. Xanthos ismi. )Ben de teknenin ortasında bir cam var oradan bakılıyor sanmıştım. Teknenin iki yanında toplam 4 tane kare cam var üstü de kapakla kapatılmış :) Zaten teknenin altına bakmaya pek gerek yoktu denizin dibi görünüyordu. Kaleköy(Simena), Tersane, Batık şehir, korsan mağarası gibi hem tarihi yerleri hem doğal güzellikleri içeren bir gezi oldu. Simena'da mola verdik.

Köyde toplam 300 kişi yaşıyormuş. Kışın 150 kişi kalıyormuş, karadan ulaşım yokmuş. Tepede bir kale vardı ama o sıcakta çıkamadık.



Akşam 7 gibi Kaş'taydık. Yine Çınarlar'da yedik yemek, eğer giderseniz burayı da kesinlikle tavsiye edebilirim. Taş fırın'da pizza :)

Cumartesi maalesef son günümüzdü, akşam son bir defa rakı içelim dedik. Smiley's restorant diye limanın sonunda bir yere gittik. Kaş'taki esnaf istisnasız güler yüzlü ve ilgili. Burada da aynı şey oldu. Ben tava balığı isterim diye tutturdum, Kaya Sokar'ı diye bir balık getirdiler, şahaneydi. Sonradan sözlükten öğrendim ki Kaş'ın meşhur balığıymış, kayalıklarda yaşarmış, yosunla beslenirmiş. Tutarken dikenleri batınca yakıyormuş o yüzden ismi sokarmış.

Kaş'ın suyundan içen buradan kopamaz dediler, biz de gittik çeşmesinden su içtik. İnşallah yine gidebiliriz :) Otele dönerken her gün önünden geçtiğimiz seramik galerisine girdik, daha önce girmediğimiz için çok üzüldüm. Hem de o gün gündüz ufak bir eğitim varmış. Herkes kendi kupasını yapıyormuş seramikten. İçeride tabaklar, fincanlar, vazolar bir sürü güzel el yapımı şey vardı. Sanaçtının adı Sibel Düzel, sitede ürünleri var.

Pazar sabahı erkenden yola çıktık. Giderken kaymaklı lokum yediğimiz için dönüşte Cumhuriyet sucuklarından sucuk aldık.

Gitmeden önce herkes Kaş'ta sıkılırsınız bir hafta demişti ama bir haftamız daha olsa yine de sıkılmazdık.. Gitmeyi düşünenlere, tatil anlayışı yeni yerler görmek, yüzmek, içmek olanlara tavsiye edebilirim. Ama gidecek bir tane bile gece klübü yok. Canlı müzik yapan rock barımsı yerler var. tatil anlayışı sabah kadar içip, akşamüstüne kadar uyumak olanlar gerçekten sıkılabilir. Bir de arabayla gitme imkanı varsa, arabayla gitmek gerçekten iyi olur. Arabamız olmasaydı biz de bu kadar yer göremezdik.

Sonuç olarak çok güzel bir tatildi, yine olsa da gitsek keşke :)

Unutmuştum, hatırlattı. harita ile ilgili gerçeği açıklamalıyım bebeyim. Tatil boyunca haritayı kullandık, nereye gidersek gidelim ben arabaya bindim onu açtım, oradan baktım. Ama asıl olarak Kaş'a giderken ve Kaş'tan dönerken işimize yaradı. Kendisi planlı programlı bir insan olduğu için, tatilden önce oturmuş alternatif yollar içinden en uygun olanını seçmiş. Harita da sayfa sayfa. Yani Eskişehir Kaş arasında Afyon Isparta falan geçiliyor. Toplam 3-4 farklı sayfaya bakıyorsun. Biz hep mavi yoldan gidiyoruz. Sürekli ben de o anayolmuş gibi mavi yol, mavi yol diyorum. Haritanın açıklamalarına bakıyorum, mavi yolla ilgili bi açıklama yok. Hani bu güzergah için ana yol buysa dedim bi ara içimden, o yüzden işaretlenmiştir. Ama başka sayfalardaki yollar sarı ve yeşil, hiç başka mavi yok.

Tatil bitti dönüyoruz, ben yine mavi yol dedim. Artık dayanamadım bu niye mavi ya açıklama falan da yok dedim. "ONU YOLA ÇIKMADAN ÖNCE BEN ÇİZDİM KEÇELİ KALEMLE" dedi. Aydede'nin gerçek isminin ay olduğunu öğrendiğimde bile bu kadar üzülmemiştim herhalde :) Hiç aklıma gelmedi böyle bi şey :))))

İşte meşhur harita, işte o mavi yol :)

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Kaş-1.bölüm

Efendim, anlatmaya başlıyorum. Son derece merdivenli otelimize cumartesi akşamı yerleştik hiç dışarı çıkamadan uyuduk bütün gece.

Pazar gününü denizde geçirdik. Ben pehlivan gibi bütün gün (bütün tatil) 50 faktörlü koruma kremlerinden sürdüm. Güneşten sonra kaşınıyorum ve kabarıyorum, yüzümde lekeler çıkıyor pek yaramıyor bana yani.. Ben yıllardır Akdeniz'de tatil yaptığım için Ege'nin denizi bana çok soğuk geliyor. Bu sefer deniz sıcak olur diyordum ne de olsa Antalya'dayız. Yok anacım ne mümkün, burada da akıntı varmış buz gibiydi deniz. Ama çok güzeldi :) Gerçekten çok güzeldi, gözlükle denizin dibini izlerken bile en az 4-5 çeşit farklı balık görebiliyorsunuz.

Pazar akşamı ilk defa dolaşmaya çıktık. Kaş küçücük şirin bir yer, bayıldım ben. O akşam yanık dondurma diye enteresan bi dondurma yedik. Kazandibinin yanmış yeri tadındaydı. Bu ilginç dondurmayı büfe tarzı minicik bi dolabı olan bi yerden bulmamız da çok enteresandı.

Çınarlar pizza diye bir restoran bulduk. Aslında fırın burası, her türlü şey var ama pizza ve pideleri muhteşemmiş. Kendi kendimize böyle bi yer bulabildiğimiz için çok sevindik :)

Pazartesi günü ben azcık kurtlandım. Gelmeden önce gezi rehberinden civardaki her yeri öğrenmiş. Kaş'a 20dk uzaklıktaki Kaputaş plajına gittik. Yol kenarına arabaları park edip, 100civarı basamaktan aşağı inilerek plaja ulaşılıyor. Bu tatilde o kadar yer gezdik, en çok bu plajı sevdim. Renge, güzelliğe bakar mısınız? Yalnız plaj kumsal gibi görünüyor ama değil, küçük çakıl taşları var. Denize girmek de çıkmak da çok zor :)

Bunu yazmadan geçemiycem. Ben haşlanmış mısıra bayılırım. İstanbul'da da bugüne kadar çok güzel mısır yemedim hiç. Tatil yerlerinde genelde güzel olur, denizde dolaşıp satarlar hani. Bu plaja gelince de ben kesin vardır dedim, yoktur dedi benimle iddialaştı. Merdivenleri yarıladık bi baktım bi amca bi teyze dükkan gibi bi şey yapmışlar oraya, teyze gözleme yapıyor ve bir tencerede de mısırlar var. Zafer benimdi :)



Hazır yolu yarılamışken Kalkan'a gidelim dedik. Kalkan da güzel bir yer, Kaş'tan da küçük. Orada da denize girdik, burası halk plajı. Başka da denize girilecek bir yer göremedik. Aynı çakıllı durum burada da vardı. Deniz çok güzel ama yine, berrak ve buz gibi.

Salı günü otelin oralarda yüzerken. (sıra sıra oteller var, bizimki sıranın en sonunda) denizde otellerin başladığı yere doğru yüzelim dedik. Genelde deniz kayalık, merdivenle giriliyor her yerden. Yana doğru yüzüyoruz yani, küçücük bir çakıllı düzlük var. Bu da küçük çakıl plajıdır diye dalga geçtik. Sonradan öğrendik ki gerçekten küçük çakıl plajı :) 10metre uzunluğu ya var ya yok :)


Küçük çakılı keşfettikten sonra büyük çakıla gittik. Orası da arabayla bir viraj geçtikten sonraydı. Deniz yine aynı, dibi görünüyor, masmavi, temiz. Maalesef fotoğraf çekmemişiz..

Akşam da yine büyükçakıl'a gittik balık yemeye. Beraber geçirdiğimiz en güzel akşamlardan biriydi... Güneş batarken gittik, hava karardı. parlak ışıklar yok, masaları mumlar aydınlatıyor. Ortam şahane, herkes kısık sesle konuşuyor.. Fonda fasıl şarkıları çalıyor, bir tarafımızda mis gibi deniz, diğer tarafımızda ormanlar.. Rakılar geldi, hiç baş başa rakı içmemişiz.. Garsonlar çok ilgili, mezeler şahane, balıklarımızı yedik. Karpuz ve kahve ikram ettiler. Biz ayrılmaya yakın arkamızdaki masa doldu. Kaş, tiyatrocular tarafından tatil için baya tercih ediliyormuş. Bir kaç tane dizi oyuncusu gördük :)
devam edeceğim..

16 Temmuz 2009 Perşembe

Kaş Yolculuğu

Geçen hafta Kaş'taydım. Tatilden döneli uzun zaman oldu bir türlü yazamadım depresif hallerimden kurtulamadığım için. Yolculuktan başlayacağımmmm.

Cumartesi sabahı 7 treniyle Eskişehir'e gittim, yol hemen de bitiverdi :) İndim garda bekleyenim var, arabaya bindik, yola çıkmaya hazırız. Önceden sözü vardı ama ben şaka sanıyordum gerçekmiş. Kocaman bi kapta buz gibi, kıpkırmızı karpuzlar vardı. Hemen yuttum bi kısmını :)) Araba hareket halindeyken karpuz yiyen ve sevgilisine yediren ilk insan olarak tarihe geçtim :)



Neyse, yola çıktık. Navigasyon programı yüklemiş telefona abla anlatıyo, sağa dön sola dön diye onu dinleye dinleye gidiyoruz derkeeeen telefonun şarjı bitti :) Arabaya takılan şarj aletini evde unutmuş. Ben yapsam hadi neyse, olmadı, yakışmadı. Bu sefer güldürmedi.. (çok seviyorum bunu ya :) )

Afyon'da mola verdik. Kaymaklı lokum kavramını bilmiyormuş, bi insan bunu bilmeden nasıl yaşar ya! AKW sayılır bu da büyük ihtimalle, listede yer alan tüm AKW'leri tahtından ederek bir numaraya yerleşti diye düşünüyorum. Yola çıkarken de zaten Varan'da durup lokum yeme hayaliyle yanıp tutuşuyordum. Boşuna o kadar söylemediğim anlaşıldı.

Ben çok eğlendim yolda, araba kullanmadığım için. Çok sıcak da gelmedi, yolu büyük kısmında deli gibi yağmur yağdı zaten. Ve yolculuğun en şahane kısmı kaplumbağaya geliyoruz :)

Şehirlerarası yola çıkarken hep kaplumbağa, sincap, tarla faresi gibi şeyler göreceğim aklıma geliyor. Çok seviniyorum. Bu yolculukta da inşallah kaplumbağa görürüz diyordum. Birden durdurdu arabayı, bi baktım kocaman bi tane karşıya geçmeye çalışıyor. Aldı karşıya geçirdi, ben hemen salatalık kabuğu yiyolar diye salatalık verelim dedim. Yemedi nankör, ne kadar çabaladığımı görüyorsunuz. Bizden korku herhalde, kafayı gömdü içeri. Biz gidince de tırıs tırıs gitti, nereye gidiyorsa. Dağ taş hep aynı.



Yolun sonuna doğru artık bir-iki saat kalmışken bir yol ayrımına geldik. Haritadan bakıyoruz (haritayla ilgili tatil sonunda öğrendiğim bir gerçeği dönüş yolculuğuna yazıcam, hala hatırlayıp gülüyorum :) ) iki seçenek var ikisi de km olarak aynı gibi duruyor. Birinde manzaralı yol diyor, diğeri normal insan yolu. İnsan olan ondan gider yani. Biz tabii ki diğerini seçtik pikaçu.

Aboovvv nasıl viraj nasıl viraj, yemin ederim midem bulandı. Aha aynen böyle, bi taraf uçurum ama. Sonradan öğrendik ki diğer yol da virajlıymış zaten.


Kaş resmen dağların arkasına saklanmış. Kaş'a gelene kadar en ufak bir yerden deniz görünmüyor. Bi anda da bi anda (bkz:sinoplu teyze) hoop bir dağın tepesinden Kaş'ı görüyorsun. Şahane bir manzara. Bu kadar yol teptik ama değecek herhalde diyor insan.