24 Nisan 2009 Cuma

Karın Ağrısı!

Her boka çare bulundu şu regl ağrısına bulunamadı ya, neyleyim ben o kadar bilim adamını. Her ay bunu çekiyoruz, dün gece sabaha karşı karnımın ağrısına uyandım, o kadar ağrıyor şaka değil yani. inekli bi sıcak su torbam var, ona sıcak su koydum majezik çaktım bi tane. Bir saat içinde kendime geldim.

İşe giderken dedim ki, şu sıcak su torbasını yanıma alayım. Sonra dedim ki "Kızım çüş ya artık, nası bi insansın sen, utanmadan inekli torbayı işe mi götüreceksin? Çok ağrırsa karnına bi şey sarar oturursun."

Aha bu meşhur inekli torba

Gittim işe, öğlene kadar bi işle uğraştım, ama ölüyorum yani karnımın ağrısından. Bi majezik daha çaktım, işe yaramadı. Sen misin ineğini evde bırakan, oh olsun sana.
Ben gün içinde çok su içerim, her seferinde su sebiline gidip su almak olmuyor. Yarım litrelik şişem var onunla içiyorum. Bizim işyerinde de bazı şeylerde kıtlık vardır, aha bu su şişesi de bunlardan biridir. İşten çıkarken şişeyi çekmeceye saklıyorum, o derece zor bulunuyor yani. Temizlik görevlileri şişeyi boş görünce çöpe atıyor doğal olarak, kıtlıktan haberleri yok ki nerden bilsinler.
Neyse bi şeyin içine sıcak su koymam lazım. Ben de şişemi feda ettim mecburen, gebericem ağrıdan yoksa. sıcak suyu şişeye koydum, şişe büzüştü yamuldu böyle acayip komik bi şey oldu. İnekli torbam onun yanında döpiyesli okul müdürü kalır.
Öğleden sonra da yeni müdür olmuş birisiyle toplantımız var. Ben yamuk şişeyi (keşke fotoğrafını koysaydım, temizlik görevlileri yamuk ve su dolu şişemi atmazsa çekip koyarım) şala sardım. Bi yerde okumuştum aslında karnına koymak da zararlıymış bu sıcak suyu, direkt temas etmesi iyi değilmiş, ayağına koyacakmışsın ama ben kaynar suyu karnıma döksem ancak geçecek zaten ağrısı neyse sardım koydum. O sırada müdür bey geldi. Genç bir müdür kendisi. Güzelce toplantımızı yapıcaz. Toplantı başladı, ben kucağımdaki şalı bir oraya bir buraya koyuyorum. Silindir bi şey sonuçta karnımda durması için masayla karnımın arasına sıkıştırıyorum. Arada bir şırıl şırıl sesler geliyor.
Ay yazarken bile gülüyorum, o kadar çok düşündüm ki bunu bugün, açlıktan ölüyorum ama yemek yemeden yazayım dedim :) Bi soru sordum, adam soruyu cevaplamadan benim şişe paldır küldür yere düştü hahahah :) Tam soruyu sordum, cevaplamadan önceki sessizlik anında oldu bu olay, bildin mi o anı :) Şişe değil başka bi şey olsa yine açıklarsın, su şişesini insan niye siyah bi şala sarıp kucağına koyar ki di mi :) Toplantıda bu arada 7 kişi falanız :) " Aaa su düştü" falan dedim aldım yerden, hiç istifimi bozmadım şala sardım karnıma koydum tekrar :)))))

20 Nisan 2009 Pazartesi

Konser de konser


Bir haftadır işe ve çalışmalara yetişeceğim diye canım çıktı. Cumartesi işe geldim oradan konsere gittim, pazar koroya çalışmaya gittik oradan işe geldim. Bitmiş durumdayım ama konser çok güzel oldu, fotoğraflara bakınca yorgunluğum geçiyor :)

Hocamız sağolsun programı asla konserden önce bizimle paylaşmıyor. Mehteran, semazen, kafkas ekibi falan olacağını bilmiyordum. Mehteran amcanın kovuğunun tam önüme denk geleceğini, bütün konser panikle iki amcanın kovuklarının arasından hocayı görmeye çalışacağımı da bilmiyordum tabi :) Allahtan elimizde dosyalar vardı, yanmıştık yoksa. Bir kültürümüzü yaşatalım projesiymiş bu meğer. 7 bölgeden türkü, 7 bölgeden oyunlar vardı.


Asıl konser haftaya pazar, solo söylüyorum. Nasıl paniğim anlatamam, inşallah kazasız belasız atlatırım. Koroda duruyoruz normalde, müzisyenlerin arkasında. Bir platformun üstündeyiz. Altımız kablo dolu, yerde mikrofon kabloları, müzisyenlerin notaları falan oluyor. Sunucu anons ettikten sonra zaten heyecandan altına yapıyorsun. O heyecanla mikrofona doğru yürürken, yere mi bakacaksın, sözleri mi aklından geçireceksin artık ne yaparsan yap. Allahtan hiç düşmedim ama korkulu rüyam yani :) bi o, bi de sözleri unutmak.

Kurtlar vadisinin çok popüler olduğu dönemde bir arkadaşımız Asiye'yi söylüyordu. Tam ortasında unuttu sözleri durdu, seyirci hemen alkış kıyamet doldurdu boşluğu, biz de koro olarak devreye girdik :)

Allahım sen koru yarebbim :)

Blogu da kim okuyorsa artık hahaahah kendi kendime yazıp eğleniyorum burada ama okuyan varsa 26 Nisan Pazar akşamı 20.30'da Kadıköy Halk Eğitim Merkezinde konserimiz. Biletler kapıda satılıyor. Bekleriz efendim :)

ödül aldım :)



Bu mim ve ödül olayını bloglarda görüp özeniyordum. sağsolsun sevgili badim, bana ödül vermiş, teşekkür ederim :) bu ödül ne için verildi, benim poklu bloguma ne ödülü layık gördün diye hiiiiç sormaya niyetim yok :)

1. Ödülü veren kişinin linkini yazmalıymışız :) Yazmaz olur muyum hiç?

http://os-os.blogspot.com/

2. Ödül verdiğimiz kişileri yazmalıymışız :)

ben de bu ödülü berkay64 ve merope'a vermek istiyorum :)

3. Ödül verdiğimiz kişilere bu ödülü bildirecekmişiz. Buradan bildirince olmuyor galiba, ayrıca bildiricem ben :)

2 Nisan 2009 Perşembe

Hayvanları Seviyoruz!

- Bunu ben yaptım? Güzel olmuş mu?


- Anne ben de şöyle kollarının arasına gireyim biraz soğuk sanki?

- Anneeeee seni çok seviyorum ben :)
- Burnumu sıkma çocuğum

- Ya bi dakka şu karşıda ne var ona bakıcam

- Bak böyle yüzeceksin çocuğum, suya paralel dur benim gibi, evet aferin.


- Şurada biraz uyusam mı ben de?

- Anne kulağına bi şey söyliycem

- Çocuğum iki dakka şoparlık yapmadan dursana. Babanı örnek al, biraz cool ol. Anana mı çektin naptın bilmiyorum ki.

31 Mart 2009 Salı

canım ailem, yine

bu diziyi izlerken sefil evimde çok yalnız hissediyorum kendimi ya. her akşam evde yalnızım ama salı akşamları resmen koyuyor. ev arkadaşım falan olmadığı için buraya saçmalayacağım çok üzgünüm :) bunu yapmak zorundayım gerçekten, çok ihtiyacım var :)

gülben ergen oldu mu ya dizinin sonunda? allahaşkına o kadar şarkıcı içinden onu mu buldunuz bula bula. nasıl sinir oldum anlatamam. bir anda soğudum diziden, yazacağım her şeyi unuttum şerefsizim. sesin güzel değil, elektronik melektronik yap işte illa bi şey yapacaksan. o bet sesiyle bi de akustik miydi neydi şarkı, neyine senin kadın? sinirden sesini kapattım televizyonun.

her kadının hayali bir halim sanki, böyle adamla evlenilmez mi ya kızın gözünün içine bakıyor, sadık, dürüst, sözünün eri diyorum. acıyor muyuz yoksa halim'e? herkes hayatının bir döneminde halim mi oluyor, ondan mı bu sempatimiz? kendimizi onun yerine mi koyuyoruz? o nasıl delirme sahnesiydi ya bayıldım, insan bu kadar gerçekçi delirebilir mi? sinirlenip masaya vurduğu sahnelerde cam kırılacak sandım. hayatta her şey oluyor, sevdiğin insan başkasını sevebiliyor, hiç üzmem dediğin insanın canına okuyabiliyorsun. hiç bi konuda büyük konuşmaya gelmiyor yani.

kenan tam sopalık, bi saat önce gelen müşteriye canım demek de neymiş! valla sokarım o solaryuma, eddie murphy olana kadar çıkamaz ordan. feride'nin gazabından kurtuldu bu seferlik. kesin bu solaryuma gelen kızlara falan asılır, feride basar bunu. yılışık, beceriksiz, yalancı, ana kuzusu ne biçim karakter di mi? göz göre göre aliyle halimi hastanelik etti. tam şambalak adam ya kavgayı bile ayıramıyor.

feride'ye bayılıyorum ne tatlı bi karakter o ya, o "kurban olurum" dedikçe içimin yağları eriyor. benim de öyle ablam olsaydı keşke ne güzel. kocaman gözleri var, bütün güzeller zayıf olur tezini çürüttü sanki. bana mı öyle geliyor? neyine aşık oldun şu kenan'ın anlamadım ki, karaktersiz adamın teki, insanın gözüne yakışıklılığı da görünmez ki. ben olsam çoktan soğurdum, ağzına da sıçardım valla. iki dakka erkek gibi davran ulen diye. nası kinlenmişsem yalnız dizi karakterine hahahah, anneanne gibi gerçek sanıyorum ben bu diziyi, valla bak.

ali mıymırığına bi şey diyemiyorum. kenan'dan beş kuruş fazla etmez. cesaretin yok diye kızı yolladın nikaha, delikanlılığı kız yaptı evlenmedi. sen hala godoş gibi gidip halim'e seyhan nerde diyorsun. sen aynı boku yaşamadın mı, nişanlın seni aldatmadı mı en yakın arkadaşınla. hadi aşık oldun diyelim, delikanlı gibi çekip gitmek yerine seyhan'ın delikanlılığının arkasına sığınıp istanbul'a nasıl geliyorsun. sevemedim bu ali'yi ben. yine de üzülüyorum seyhan'la kavuşamadılar diye. benim de ne bok yediğim belli değil. halim'e ayrı ağlıyorum, ali'ye ayrı ağlıyorum.

meliha'ya da ayrı hastayım. samim'in canına okuyor her olayda sonra pişman oluyor. ama her yere yetişiyor, her olaya çözüm buluyor kendince, 20 yıl sevdiği adamı beklemiş (arada bir buna da "be kadın 20 yıl beklenir mi" diye giydiriyorum, bakma sen bana) kızlara kol kanat geriyor orada. yirim, ablam benim. kadın dediğin böyle olur, valla on kilo yemin ederim.

samim garibim, ne yapsa düzlüğe çıkamadı. kesin bu çocukların amcası gelip çocukları almaya çalışacak bak görürsün, adam bi mutlu olamadı. ferdi tayfur çalıyor sanki adamın her sahnesinde, garibim.

seyhan tam çaresiz, sefil kadın, kedi gibi mıy mıy. böyle kararsız, ne bok yediği belli olmayan kadın insanın başına her türlü belayı açar. önce evlenmedi, arkadaşına kaçtı, geri geldi, aliyle gidecekti, trip yaptı vazgeçti, adanaya git dediler ezik gibi gidiyor. bi rest çekiyor, bi geri adım atıyor. ne tam aşkının peşine düşüyor, ne de vazgeçip kaderine boyun eğiyor. bir öyle bir böyle olunca çevresindekiler de maymuna döndü.. insanın başına bela olur, vay halim diyorum ben.


veeee merto :) yirim ben bunu ya, bi tane istiyorum. valla böyle bi şey çıkacağını bilsem hemen doğurabilirim o kadar sevdim şu mertcan'ı. şaşkın bakışlarını, tek dişini yerim ya. çocuğun psikolojisi bozulacak. bi börek yapıyo, bi yumurta diziyor. çocukluğu mutfakta geçti yavrucağın. mahalleden bir arkadaş da şu mert'e bulsalar, çocuk bi oyun falan oynasa maydanozdan mantardan fenalık geldi çocuğa. şu tatlılığa bakın ama yaa..

Ankaralı


" dört duvar nasıl "ev" olur? biraz taş ve asfalt nasıl "ev’e giden yol" olur? evler ve yollar birleşip bir "şehir" nasıl olur?

duvarları ev yapan, yuva yapan, o evleri de bir şehir yapan; insandır. o şehirde yaşayan değil, o şehri yaşayan insandır. kuğulu park’ta çöpleri toplayan park bekçisinin dökülen yapraklara ilişmediğini görmüş insandır mesela; ankaralıdır, ankara’yı ankara yapan.

ankara garı'nın hemen yanındaki küçük taş evi, renda köşkü’nün kokusunu, abidinpaşa köşkü’nün terkedilmişliğini bilirim ben. yaşım o kadar büyük büyük değil ama "piknik" kelimesinin benim için ve benim gibiler için anlamı farklıdır hala. güvenpark’ın daha yeşil olduğu yıllarda orada yürümüşler, bayramda babannesine giderken otobüs özel yolunda ilerleyen kırmızı otobüsün camına yüzünü yaslayıp anne kucağında ağlayanlar, tabelalarda daha "atatürk o.ç." yazmazken atatürk orman çiftliği dondurması yiyenler, sümerbank’tan giyinmiş o memur çocukları anlar beni.

sakarya’daki bütün izbe barları da, arjantin'de hangi mekana gidilmesi gerektiğini de söylerim; çinçin’de hangi kahvede geceleri esrar satıldığını da. samanpazarı’na, kaleye, atpazarına, çıkrıkçılara giden yollardır avucumun içi. siz yıllardır, avucumun içini kazıdınız, kanattınız o köprülerle, tünellerle.

çocukken, daha "belediyeci müteahitler" gül bahçeleri ile süslenmiş subayevleri'ne dadanmamışken top oynadım ben keçiörene bakan uçurum kenarlarında, dönen topları yenimahalle’de güzelevler’de, çarşı’da, ragıp tüzün’de tamamladım. sonra büyüdüm, her mitingde önce dayak sonra simit yedim. kuğulu’ya tecavüz ederlerken greyderlerin önündeydim. modern çarşı'yı yanarken gördüm, karanfil sokak'ta bomba patladı 20 metre ötemde. içim dağıldı her seferinde ve her parçamı ayrı bir rant için ayırdınız.

parasızdım, sefildim, kıt kanaat büyüyen 657 bebesiydim. hala da bin beterim, ama seğmenler parkı'nda yürümeden sonbahar geldi diyemez içim. ata'yı selamlayan seğmenleri anmadan ankara soğuğunu içime çekmem. çünkü ben hep böyle dedim; "burası benim evim". ama siz, seğmenler'den çalıp turgutlara, namıklara teslim ettiniz ankara'yı.

peki, beni* anlamayanlar tarafından kaç defa daha kemirilecek içim? kaç defa daha sandığı lekelediğiniz o ellerinizle kurban edeceksiniz yıllardır yavaş yavaş tükettiğiniz bu şehri? kaç defa daha kalenin eteklerinde eteklerini kaldırmış bekleyen o evler** gibi davranılacak şehrime? neyse ya, boşverin, zaten anlayamazsınız siz beni. içim acıyor;
bitti.
bir evim yok artık benim."

Ekşi Sözlük - realsanto

30 Mart 2009 Pazartesi

Ankara Ankara güzel Ankara!

"Yarın sandıktan çıkan sonuçları kimse küçümsemesin" buyurdular az önce. Ben küçümsüyorum lan, kafanıza sıçayım hepinizin!!! Özellikle de hemşerilerimin! Daha beter dolandırır sizi inşallah i.melih, daha da çirkefleşir yeni dönemde, inşallah musluklarınızdan şu anda akan çamurlu sudan beter şeyler akar!

Ne diyim ben size be!!