6 Şubat 2010 Cumartesi

Büyükada'da Yıldönümü kutlaması

Şu anda tam olarak sevgilimin dizinin dibinde oturuyorum, çok mutluyum o yüzden :)

Yıldönümü hediyemizi yazmıştık şurada. Bir de karda kışta fırtınada Büyükada'ya gidelim diye tutturdum. Vapur kalkmıyor diye haber aldık ilk başta, sonra azmettik aradık sorduk. Oteldeki görevli bize Kabataş'tan vapurun kalktığını söyledi. Biz de iki akıllı Üsküdar'a gittik, Üsküdar'dan motorla Kabataş'a geçtik. Kabataş'tan vapura bindik ve vapur Kadıköy'e uğradı!! Evimiz Kadıköy'e 5dk mesafede.

Neyse, bütün zorluklara rağmen adaya vardık :) İn cin top oynuyor tabiri tamamen gerçek olmuş. Otelimizi bulduk, yerleştik. Marine House Butik Otel, bir kaç otel içinden onu seçmiştik. Çok da memnun kaldık, küçücük odaları olan sevimli bir otel. Çarşının içinde, deniz manzaralı odada kaldık ama karşıdaki evlerin çatısından deniz çok da fazla görünmüyor. İşte kaldığımız sevimli oda.


Hava son derece soğuk ve rüzgarlı olduğu için, dükkanların çoğu da kapalı olduğu için akşam yemeğini yedik, bir yerde rakı içtik ve otelimize döndük. Otelin en üst katında çatı katı gibi bir cafe var. Şömine'nin önünde çay içtik, scrabble oynadık. Çok pis yenildim eve scrabble alıp gizli gizli çalışmam lazım. Sabah kahvaltısını da orda yaptık.

Ada bu haldeydi işte :) Çok kar yoktu ama felaket rüzgar vardı.

Otel sevgililer günü kutlaması için mail atmış, keşke fırsatımız olsa da gidebilsek. Başbaşa bir hafta sonu geçirip kafa dinlemek isteyenlere büyükada kışın da tavsiye edilir :)

4 Şubat 2010 Perşembe

Sevgililer günü hediyesi

Yandın olum sen, yine orjinal bi hediyeyle şaşırtıcam seni hahayt :)

Pasajda dolaşırken Noni's diye bir dükkanla karşılaştım, sahibine mesaj attım sağolsun kırmadı beni. Çok sıcakkanlı ve ilgili birisi çıktı bir de şansıma :) penguen ve pandaları çok seviyor erkek arkadaşım, koalaları bir de :) ben de çok severim. böyle bir şeyler yaptırdım sevgililer günü hediyesi, çok da güzel olmuş :) bayıldım, minicik çok güzel bir kutu içinde geldiler. kutunun üstünde ahşap bir kalp, içinde de çok güzel bir not vardı.

Şu anda blogumu okuyamaz çünkü yolda ama sevgililer gününden önce okuyacağı için ben de hediyeyi erken vericem mecburen.


Kalbin üstünde isimlerimizin baş harfleri var, Noni's yaptı bize özel :)


Bu da mesajlı hediye, bilemiyorum artık :) gelinle damat, daha bi şey söylememe gerek yok bence :)


Bunu da kedileri çok seven bir arkadaşıma aldım, çok beğendi.

Pasajın tatlı sahibine blogundan da ulaşabilirsiniz. Noni' s store

Pasajı için buraya tıklayabilirsiniz.

31 Ocak 2010 Pazar

İmdat

Çok fena durumdayım arkadaşlar, nasıl bunaldım anlatamam. Stresten uyuyamıyorum resmen. Sürekli çalışıyorum. İş hayatını kim bulduysa onun götüne koyayım. Bu kadar diyorum!

Yarın sistemi açıyoruz, görücez bakalım neler olacak.

Yaşıyorum demek için yazdım. Güzel bir AKW sıkıştırdık araya, yazıcam inşallah. Hepinizi öpüyorum :)

22 Ocak 2010 Cuma

Karadeniz'de neler oldu :)

Üzerinden zaman geçti, ne yazacağımı da unuttum. Geçen hafta Trabzon'daydım ben, iş için gitmiştim. Yoğun bir tempoda görüşmeler yaptım. Cumartesi bitti işlerim, Otobüsle Fındıklı'ya gittim. Otobüs dediysem, servisten hallice bi şey. Yanımdaki kilolu teyzenin sağ lobu ve ben samimi bi yolculuk yaptık. Kuzenim Fındıklı'da çalışıyor, beni aldı oradan. Trabzon - Fındıklı arası sahil yolundan gittik, bir kaç ilçeye uğradık. Yol yaklaşık 3 saat sürdü. Soğuk ve yağmurlu bir hava vardı ama güzel bir yolculuk oldu.

Akşam 19:00 gibi köye vardık. Köy Hopa'ya bağlı, 15 yıldır gitmemiştim. Çocukken orada olmayı o kadar çok severdik ki.. Hatırladığım her şey çok küçük göründü gözüme, araba gelirken koşarak karşıya geçtiğimiz o kocaman yol daracık bir toprak yolmuş meğer. Bana kocaman gelen balkon aslında o kadar da büyük değilmiş. Uzak diye yürümeye üşendiğimiz yollar yakınmış.

15 yıl öncesinden bahsediyorum ama hep yazın gittim köye, kışın gidince çok kurak geldi. Buna rağmen çay bahçeleri yemyeşil, her yer yosun :) Kuzenlerim, dayılarım yengelerim o kadar güzel ağırladılar ki beni..

Evin balkonunda görünen manzara bu, normalde her yer fındık ağacı ama kış olduğu için kurumuşlar. Karşıdaki dağın adı Ciha dağı. Hiç çıkmadım, çocukken en çok istediğimiz şey oraya çıkabilmekti. Kuızenlerim bir iki ker çıkmışlar.


Bir sürü fotoğraf çektim, bir akşam kalabildim ama değdi. Yengem şahane bir akşam yemeği hazırlamış. Yemekten sonra çaylar içildi, muhabbet ettik bol bol. Ev sobalı olduğu için yattığım yerde elektrik sobası yaktılar, bi de elektrikli battaniye. Orada en sevilen şey sanırım! Ceryanlı battaniye diyolar :) Gece geç saate kadar konuştuk, sabah da erkenden kalktım günüm ziyan olmasın diye. Dayımın tom diye bir av köpeği var. Komşunun ağına takılan bir kuşa dadandı sabah sabah, ağı parçaladı. Dayım müdahale etti olaya hemen :) İnce kuş diyorlar orda, her yerde ağlar var kuşlar takılınca ağlara pişirip yeniyor. Biliyorum kuş yemek çok garip geliyor insana ama orada var işte böyle bir şey.

Bu merdiven yukarı bilinmezliğe çıkıyor :) Arazi o kadar dik ki, insanlar kendi çözümlerini üretmişler yukarılara çıkabilmek için.


Bu aşağıdaki yerin adı "Alim Yeri" yıllarca anlamadım neden alim yeri dediklerini, sonradan öğrendim ki Çay Alım Yeriymiş aslında :) Şiveye bak :)


Alim yerinin merdivenleri, küçükken üstüne çıkıp oynamaya bayılırdık. Çatısında midyeler olurdu biliyo musunuz? Köy denize çok yakın belki yapımında kullanılan kum denizden alınmıştır.


Her yer çay bahçesi ve mandalina ağacı, mandalinalar minicik ama çok lezzetli.


O soğukta açan bu kırmızı çiçeğe bayıldım :)


Sabah kahvaltısından bahsetmezsem olmaz. Yengem bir muhlama yaptı, efsane! Annem de yapıyor ama bu başkaydı valla. Yağının bol olması lazımmış, bi de dibi tutana kadar pişmeliymiş. Püf noktası oymuş. Yoksa yağı yukarı çıkmazmış.


Kahvaltı yaptıktan sonra köyde bir tura çıktık akrabalara uğradık, anneannemin dedemin mezarına gittim. Sonra yola çıktık, uçak Trabzon'dan kalkıyordu. Trabzon'a yakın bir yerde yemek yedik.

Bu aşağıdaki şahane şeyin adı hamsi kuşu. Ben hamsi kuşunu bilmiyormuşum meğer, hamur kızartması gibi bi şey düşünün ama içinde otlar ve hamsi var. Arkadaki küp şeklindeki oluşumlar da mısır ekmeği öyle İstanbul'dakiler gibi değil. Acayip farklı tadı, ıslak gibi zaten çok nemli böyle cheesecake kıvamında bi şey.


ve beklenen an, hamsiler geldi :) burada da balık var anacım ama yemin ederim ordaki hamsi başkaydı.


Belki bir iki hafta sonra yine gidicem o taraflara. Trabzon'dan bi şey anlamadım zaten :) Bir hafta sonu gidip Sümela manastırını ve Atatürk Köşkü'nü gezmek lazım.

Yıldönümü hediyesi

2 yılımız bitiyor üç gün sonra, ben nerdeyse bir yıldır derde düştüm napıcam diye :) O özel günleri kutlamayı çok sevmez, plansız hediyeleri ve süprizleri saha çok seviyor. Ben kadama göre takılıyorum :) Yıldönümü gerçekten bütün diğer günlerden farklı olarak çok özel geliyor bana.

Şu anda yolda olduğu için internete giremez ben de rahatça yazabilirim.

Yeni tanıştığımız dönemde bir mail trafiği yaşandı doğal olarak. Ben o dönemde mailleri siliyordum, ona da sil diyordum, şirket mailinden yazışıyorduk çünkü. Amaaaa bir yere de kaydetmiştim baştaki yazışmalarımızı, onları bi güzel düzenledim. Yazdığı şiirleri de ekledim, şahane bi kitap çıktı ortaya. Ön kapağa Çengelköy'de çektiğimiz bir fotoğrafımız vardı, onu koydum. Arka kapağa da onun yazdığı bir şiiri, şahane oldu, bence :) Kadıköy'de bir fotokopicide yaptırdım aslında ev arkadaşım yaptırdı sağolsun, ben yollarda helak olduğum için o ilgilendi. Fotokopiciye gittim bu akşam, abla o yarın sabah gelecek dediler. Sizi öldürürüm dedim ben de :) Aradılar ciltçiyi hazırmış, Çarşamba elmdeydi ama hatalar vardı, düzeltsinler diye bırakmıştım. Yeni bi tane yapmışlar. Eskisi de bende kaldı. İki tane oldu yani :)

İşte böyle bi şeyler oldu :)


İki yıl önceki mailleri okumak gerçekten zevkli, hala aynı şeyleri hissediyor olmak çok daha zevkli gerçekten!

Nice yıllara..

MAGICK

Ay çok mutluyum :) Salak bi giriş oldu ama valla kalbim çarpıyor hala, TRT Ankara Radyosu'nda Cuma akşamları 8-10 arası Banu Tarancı ve Selim Karakaya "Haftaya Paydos" diye bir program yapıyor.

Selim'le hiç yüzyüze görüşme fırsatımız olmadı ama yıllardır tanıyorum kendisini, sözlükte tanışmıştık.

Dün bana bir mail attı, (facebook'u açmam gerekiyor bunu anladım ulaşmaya çalışan bir kaç kişi sitem etti) kardeşimin grubunu MAGICK radyo programına çıkarmak istediğini söyledi. Benim de korom var bu akşam 7-8.30 arası. Deli gibi telefonun radyosundan frekans aradım ama yok anacım bulamıyorum. Taksiciyi de yedim, annemi de yedim, bir arkadaşımı da telefonla tükettim ama İstanbul'daki frekansını bulamadık.


Eve geldim açtım hemen bilgisayardan, dinliyorum şimdi.Yaşasın internet!!! Grubun diğer elemanları yok, yalnızca kardeşim var programda :)

Programa bağlandım, kardeşim sağolsun benden çok bahsetmiş program sırasında. TRT'yi aradım, aaa meşhur abla siz misiniz dedi telefonu açan hanım :) Çok eğlenceli bi muhabbet oldu, hala devam ediyor program. Haftaya Paydos blogundan eski kayıtlara ulaşılabiliyormuş. Kaçırdığım bölümünü de dinlerim artık :)

16 Ocak 2010 Cumartesi

Trabzon'dan saygılar

İnsanlık dışı bir çalışma temposuyla şehir şehir geziyorum sevgili dostlar. Trabzon'dan bildiriyorum, öncesinde de Ankara'daydım. Denize paralel bir şehir, sokakları denizi dik kesecek şekilde dağlara doğru devam ediyor. Size süper maceralarım oldu burada diyebilmek isterdim ama maalesef çalışmaktan pek bir şey yapamadım.

Rut'a rot diyen bir adayım oldu, bir de gayet iyi giyimli prezentabl görünümlü birisi "yani şöyle şöyle mi?" diye söylediği bi şeyi anlamaya yönelik sorduğum soruya "he" dedi :) Sonra da "he dedim ağzımdan kaçtı ağız alışkanlığı" dedi :) çok sevimli buranın halkı ama bir o kadar sinirli. Bokuyla kavga eder denen cinsten.

Kaldığım otel şehir merkezinde, arkasında uzun çarşı denen bir sokak var. Trafiğe kapalı, dün gece bir tur atma fırsatım oldu. Dün öğlen yemeğinde buranın meşhur köftecilerinden birine gittik. Akçaabat'ta Nihat Usta. Akşam da Körfez diye bir yerde balık yedik. Böyle hamsi olur mu lan Allahsızlar, bayıldım.

Ay bir anda kendimi Ertuğrul Özkök gibi hissettim hahaahha :))) "evet sayın okurlar, kaldığım 5 yıldızlı otesin spası fena değildi...." :))))

Neyse fotoğraf çekemedim ama burası gerçekten güzel bi yer, deniz olan her yer güzel geliyor bana zaten :) Burada "Tanjant" diye bi yol var çok komik değil mi? Bi de Beşirler diye bir mahalle var, 1 nolu Beşirler 2 nolu Beşirler diye ikiye bölmüşler :)

Buradan Hopa'ya geçeceğim akrabalarımı görmek için. Şu anda bugünün ilk adayı yan masada form dolduruyor, hadi bana iyi görüşmeler :)