22 Ocak 2010 Cuma

Karadeniz'de neler oldu :)

Üzerinden zaman geçti, ne yazacağımı da unuttum. Geçen hafta Trabzon'daydım ben, iş için gitmiştim. Yoğun bir tempoda görüşmeler yaptım. Cumartesi bitti işlerim, Otobüsle Fındıklı'ya gittim. Otobüs dediysem, servisten hallice bi şey. Yanımdaki kilolu teyzenin sağ lobu ve ben samimi bi yolculuk yaptık. Kuzenim Fındıklı'da çalışıyor, beni aldı oradan. Trabzon - Fındıklı arası sahil yolundan gittik, bir kaç ilçeye uğradık. Yol yaklaşık 3 saat sürdü. Soğuk ve yağmurlu bir hava vardı ama güzel bir yolculuk oldu.

Akşam 19:00 gibi köye vardık. Köy Hopa'ya bağlı, 15 yıldır gitmemiştim. Çocukken orada olmayı o kadar çok severdik ki.. Hatırladığım her şey çok küçük göründü gözüme, araba gelirken koşarak karşıya geçtiğimiz o kocaman yol daracık bir toprak yolmuş meğer. Bana kocaman gelen balkon aslında o kadar da büyük değilmiş. Uzak diye yürümeye üşendiğimiz yollar yakınmış.

15 yıl öncesinden bahsediyorum ama hep yazın gittim köye, kışın gidince çok kurak geldi. Buna rağmen çay bahçeleri yemyeşil, her yer yosun :) Kuzenlerim, dayılarım yengelerim o kadar güzel ağırladılar ki beni..

Evin balkonunda görünen manzara bu, normalde her yer fındık ağacı ama kış olduğu için kurumuşlar. Karşıdaki dağın adı Ciha dağı. Hiç çıkmadım, çocukken en çok istediğimiz şey oraya çıkabilmekti. Kuızenlerim bir iki ker çıkmışlar.


Bir sürü fotoğraf çektim, bir akşam kalabildim ama değdi. Yengem şahane bir akşam yemeği hazırlamış. Yemekten sonra çaylar içildi, muhabbet ettik bol bol. Ev sobalı olduğu için yattığım yerde elektrik sobası yaktılar, bi de elektrikli battaniye. Orada en sevilen şey sanırım! Ceryanlı battaniye diyolar :) Gece geç saate kadar konuştuk, sabah da erkenden kalktım günüm ziyan olmasın diye. Dayımın tom diye bir av köpeği var. Komşunun ağına takılan bir kuşa dadandı sabah sabah, ağı parçaladı. Dayım müdahale etti olaya hemen :) İnce kuş diyorlar orda, her yerde ağlar var kuşlar takılınca ağlara pişirip yeniyor. Biliyorum kuş yemek çok garip geliyor insana ama orada var işte böyle bir şey.

Bu merdiven yukarı bilinmezliğe çıkıyor :) Arazi o kadar dik ki, insanlar kendi çözümlerini üretmişler yukarılara çıkabilmek için.


Bu aşağıdaki yerin adı "Alim Yeri" yıllarca anlamadım neden alim yeri dediklerini, sonradan öğrendim ki Çay Alım Yeriymiş aslında :) Şiveye bak :)


Alim yerinin merdivenleri, küçükken üstüne çıkıp oynamaya bayılırdık. Çatısında midyeler olurdu biliyo musunuz? Köy denize çok yakın belki yapımında kullanılan kum denizden alınmıştır.


Her yer çay bahçesi ve mandalina ağacı, mandalinalar minicik ama çok lezzetli.


O soğukta açan bu kırmızı çiçeğe bayıldım :)


Sabah kahvaltısından bahsetmezsem olmaz. Yengem bir muhlama yaptı, efsane! Annem de yapıyor ama bu başkaydı valla. Yağının bol olması lazımmış, bi de dibi tutana kadar pişmeliymiş. Püf noktası oymuş. Yoksa yağı yukarı çıkmazmış.


Kahvaltı yaptıktan sonra köyde bir tura çıktık akrabalara uğradık, anneannemin dedemin mezarına gittim. Sonra yola çıktık, uçak Trabzon'dan kalkıyordu. Trabzon'a yakın bir yerde yemek yedik.

Bu aşağıdaki şahane şeyin adı hamsi kuşu. Ben hamsi kuşunu bilmiyormuşum meğer, hamur kızartması gibi bi şey düşünün ama içinde otlar ve hamsi var. Arkadaki küp şeklindeki oluşumlar da mısır ekmeği öyle İstanbul'dakiler gibi değil. Acayip farklı tadı, ıslak gibi zaten çok nemli böyle cheesecake kıvamında bi şey.


ve beklenen an, hamsiler geldi :) burada da balık var anacım ama yemin ederim ordaki hamsi başkaydı.


Belki bir iki hafta sonra yine gidicem o taraflara. Trabzon'dan bi şey anlamadım zaten :) Bir hafta sonu gidip Sümela manastırını ve Atatürk Köşkü'nü gezmek lazım.

4 yorum:

Evren dedi ki...

Belli ki müthiş vakit geçirmişsiniz. Yemeklerden gerçekten leziz görünüyor.

unusual dedi ki...

öyle oldu gerçekten, karadeniz çok güzel, gitmek görmek lazım.

Noni dedi ki...

Allahhhhhh orda bişey gördüm gözlerim yuvalarından çıktı :) :) :)

Muhlama'ya bayılırım da bennnn!!!!!!

unusual dedi ki...

ben karadeniz'de yengemden yiyene kadar meğer başka bi şey yiyomuşum, annem duymasın :)))